ANA SAYFA
İletişim
GALERİ
ZİYERETŞİ DEFTERİ
Elazığ Hakkında Bilgiler
KARİKATÜRLER-GÜLMEÇİZ
Elazığ Türküleri
KEPÇE ; DÜNYADAKİ YENİ KULAĞINIZ OLACAĞIZ
=> Laik hukuk ve cumhuriyet
=> Toplum baskısı
=> 'Ali topu Agop'a at!'
=> Hrant davasında savcılardan deliller saklanıyor
=> F tipinde
=> TUHAF BİR REFERANDUM
=> Can Dündar Ada tayyipp yakışıklı mı?
=> MEHMED UZUN
=> Can Dündar filler
=> Hayatımız zamanaşımı
=> Can Dündar Ada bahçede donla dolaşmak
=> Kaz Dağları
=> artık YETER
=> MUALLAK KILIÇ DEVRİ BAŞLADI ,ANAYASA MAHKEMESİNDE İLGİNÇ DÖNEM
=> Üzüm Üreticileri Fabrika Kuracak
=> Can Dündar Ada Askerler
=> rehineler
=> Sizi çok özleyeceğiz
=> Bahçesarayda Eğitim
=> Varoş Kralının İhtiyaç Listesi
=> SON DÜŞEN KALE
=> İNFAZLAR
=> samir amin yeni dünya düzeni hakkında
=> O Öldü! Hepimizin Gözü Aydın! (Aziz Nesin)
=> keklikler
=> AŞURA
=> DİNİN SAHİCİLİĞİ
=> on iki imam
=> MUHARREM MATEMİ VE MATEM ORUCU
=> NEWRUZ
=> 1 Mayıs 1977 Katliamı
SAKLAMA
ANKETE KATIL MA
"Ülkesini en çok seven, işini en iyi yapandır."
DÖRT GÜVERCİN
ZARİK Lİ RESİMLER
TÜRKÜLERİN DİLİ
ACIYI BAL EYLEDİK Yıldırım Türker
seta picture
KÖYÜM
 

Hayatımız zamanaşımı

Yıldırım Türker Hayatımız zamanaşımı

 

Yıldırım Türker

15/10/2007 (3843 kişi okudu)

Bugünü de zamanaşımı dolduktan sonra emekli bir yüksek rütbelinin itiraflarından mı öğreneceğiz? Yaşadığımız günden, yaşadığımız acıdan, o acının müsebbibinden, bir türlü durduramadığımız savaştan, ölen gençlerden, onların ana babalarından ne anlıyoruz?
Savaş basınının da gayretleriyle masummuş gibi, aklıselim sahibiymiş gibi, vicdanlı vatandaşmışız gibi, demokrasiye inancımız varmış gibi durup bu kurşun gibi ağır havanın zamanaşımına girmesini bekliyoruz.
O zaman, biz bilmiyorduk, diyeceğiz.
Ne yapalım, söyelenenlere inanmıştık, diyeceğiz. Böyle böyle sürecek savaş. Sürüyor savaş.
Çılgın Türkler, çılgınlıklarını anlatmak için zamanaşımını bekler.
Evet, işte bu yüzden, bu yazının tam da zamanıdır. Şehit cenazeleri herkesi ağlatırken. İnsanlar korkunç bir intikam diliyle savaşa kışkırtılırken.
Bu yazının tam zamanıdır. Çılgın Türkler'in çılgınlıklarını anlatabilmek için bir başka zamanaşımını beklediği bu günlerde, artık işitilmesine bile tahammül kalmamış sesleri, yüzleri ve hayatları dinlemenin zamanıdır. Zamanaşımına kalmamak için. Savaşın kutsal ve kaçınılmaz bir görev olarak sırtımıza yüklendiği şu günlerde orada, savaş meydanına dönmüş o topraklarda yaşananlara, bir ordu mensubu olarak değil, bir siyasetçi olarak değil, hakikate tutkun, haklarının bilincinde vatandaşlar olarak bakabilmeliyiz.
Zamanaşımını bekleyip hakikat perdesini aralamak ne anlama gelir?
Kurnazım, anlamına gelir öncelikle. Faka basmam. Enayi gibi vakitsiz yiğitlik taslamam, anlamına gelir. Gizlice yapar, sonra nispetçi hasım gibi karşınıza geçip oh çekerim, anlamına gelir.
Korgeneral Altay Tokat'ın birkaç yıl önce yaptığını şimdi bir başka savaşçı asker, bu kez emekli albay Erdal Sarızeybek yapıyor. Susurluk'un yanı başında Cumhuriyetimizin utanç müzesinde saklanan Şemdinli üstüne açıklamalarda bulunuyor. Orada uyguladığı 'çılgın planlar'dan söz ediyor. Muzip bir çocuk gibi. Anlatamayacağım kahramanlığı, ballandıramayacağım çapkınlığı ne yapayım, der gibi.
Sahte çatışma ortamı yaratmak, askerlere PKK kıyafeti giydirip köylere salmak ve geceleri roketler ve makinelilerle yerleşimleri taratmak gibi marifetlerden söz ettikten sonra, "Delilik, çılgınlık diyeceksiniz ama sonuç aldık" diye ekliyor gururla.
Sarızeybek'in kitabının önsözünü 'kör atılır badem gözlü Emin Çölaşan' kaleme almış. Çölaşan da kendi kahramanlarının suikast, sabotaj, kundakçılık, özellikle komşunun ormanlarını yakma gibi kahramanlıklarını zamanaşımı bekleyip adını sanını vererek yazardı. Gazetesinden atılıp demokrasi mücahidi olmadan evvel.
Sarızeybek'e sormuşlar: "Emekli Korgeneral Altay Tokat'ın, 1995-1998'de görev yaptığı G.Doğu'ya yeni gelen memurlarla hâkimlerin 'işlerini ciddiye alıp hizaya girmeleri' için bu kişilerin evlerinin yakınlarına birkaç bomba attırdığını itiraf etmesi üzerine hakkında 6 yıla hapis istemiyle dava açılmıştı. Sizin hakkınızda da böyle bir dava açılabilir mi?" Elcevap:
"Korgeneral Tokat'ın açıklamaları ile benim belirttiğim olayın ilgisi yok.
O general, 'İstediğimiz yerlere ateş ediyorduk ve bomba atıyorduk' diyor. Bizim olayımız bir asayiş tedbiridir. Hâkimler, savcılar, kaymakam ve şehrin halkıyla konuşularak ve halkı korumak adına yapılmış bir olaydır."
Sarızeybek de ceza almayacağını biliyor.
Şimdi yüksekovahaber.com'dan genç bir gazetecinin, Erkan Çapraz'ın yazısını birlikte okuyalım istiyorum. Çünkü Yüksekova'da çocuklar da vardı.
Hâlâ var.

Plan yapmayın plan
90'lı yılların kâbusuydu 'çatışmalı' geceler!
Hakkari, Yüksekova, Şemdinli ve Çukurca'da bazı geceler sabaha kadar dışarıda bir 'çatışma', savaş hali...
Evler, 'kazayla' delik deşik oluyor, sabahlara kadar 'iki taraf' arasındaki çatışmalar sürüyordu.
O günleri unutmak mümkün değil. Hele ki geceleri... Kurşunlara emanet geceleri...
İşte o yıllardan bir gece vakti babamla birlikte televizyon izlerken aniden televizyonumuzun ekranı karardı. Ekranın tam ortasından siyah bir leke yayılmaya başladı.
Televizyonumuz 'kapatıldıktan' sonra her zamanki 'fon müziği' duyuldu...
Tak tak tak, güm, tak tak...
O gün belki de çatışmanın ilk kurşunu bizim talihsiz televizyonumuzu bulmuştu. Televizyondan açılan ateşe karşılık verilince talihsiz televizyon kurşunlardan kaçamadı ve 'tüp'ünden vuruldu.
90'lı yıllarda yaşanan tüm bunları o 'fon müziği' sayesinde hatırlıyorum...
Ertesi gün Necip abim, tamircinin televizyon tüpünden çıkardığı mermiyi karakola götürüp karakol komutanına; "Dün akşam sizin kulübelerden bizim eve doğru ateş açıldığında bu mermi bizim duvarı aşıp televizyonumuzun tüpüne girmiş... Buyrun bizde kalmasın!" der.
Evlerimizin aralarından sürekli düşmanlar mahalledeki karakola doğru ateş açıyorlardı. En azından dönemin karakol komutanı bunu söylüyordu.
Doğru muydu komutanın söyledikleri?
Hiç yalan söyler mi komutan?
Haşa!
Ama her nedense karakola 100 metre yakın olan evimizin yanı başındaki düşmanlardan hiçbiri vurulamıyordu. Sadece koca koca havalandırma delikleri açılıyordu bizim evin duvarlarında... O deliklerinden baktığımızda nöbetçi kulelerini görmek mümkündü o zamanlar.
Çok büyük bir psikolojik baskıydı biz çocuk yaştakiler için o yıllar...
Hatta o zamanlar Yüksekova'da ve tabii diğer ilçelerde duvarına kurşun saplanmamış ev bulmak zordu...
İki katlı evimizin kerpiç duvarlı alt katı daha güvenliydi. O duvardan roket bile geçemez diyordu bizimkiler.
Gerçi karanlıktı biraz ama, ben karanlıktan da korkardım...
Işıkları açmak kimin haddine!
İlk kurşun sesiyle tüm ışıklar kapatılırdı: "Biz evde yokuz, hiçbir şeyden de haberimiz yok!"... Ama evdeydik aslında, dışarıda neler olduğundan da haberdardık...
'Karanlıktan' gelen kurşun sesleri beynimde zonkluyordu.
Kurşun yağmuru vardı dışarıda ve arada bir atılan aydınlatma bombaları yıldırım gibi aydınlatıyordu etrafı...
Gürül gürüldü dünya...
Sahte bir canlılık hâkimdi her yere; gürültü vardı, kurşun vardı, çocuklar ve çocukluk yoktu...
Dışarıdaki çocukluğumuz roket ve ses bombalarıyla patlatıldı...
Parçalarımızı ertesi gün dışarıda toplar, oyun oynardık...
Evimiz için yapılan 'havalandırma' delikleri ise cabası...
Çok şükür atlattık o günleri diyesim gelmiştir çoğu zaman... Hatırlamak istemeyişim... Çünkü bir 'çocuk' olarak bana kâbus geliyordu o yıllar...
Fakat itiraf ettiklerine göre kimileri için kâbus değil 'fantazi'ymiş...
Bir emekli albay çıkıp şöyle şeyler yazıyor kitabına benim kerpiç duvarlı evin karanlıkta geçirdiğim o kâbus dolu anları:
"Planım şuydu: İki üç gecede bir, 120 mm'lik havan aydınlatma mermisini ilçe merkezi üzerine atacaktım. Sonra, önceden belirlenmiş hedeflerin üzerine makineli tüfekle ateş açacak, sonra da roketleri ateşleyip, şehir üzerinde tam bir çatışma havası yaratacaktık. Ertesi sabah halkı, şehir meydanında toplayıp, muhtemel bir çatışmada şehrin ve halkın ne denli zarar görebileceğini, bu nedenle teröristlerin şehre girmesine izin vermemeleri gerektiğini anlatacaktık. Dediğimiz gibi de yaptık. Haftada en az bir kez bu uygulama Şemdinli'de yapılır oldu, hem de uzunca bir süre."
Pehey albayım generalim komutanım meğerse o çatışmalarda ne büyük işler becermişsiniz...
Nasıl, eğlendirebildik mi sizi komutanım?
Siz rol usulü savaş çıkarırken, ben savaşın ortasındaki masum çocuk rolünü iyi oynayabildim mi?
Sizin "planım şuydu" derken kurduğunuz cümlede 'keyif için' bomba attığınız o kentin içindeki çocukların planını merak ediyor musunuz komutanım?
Ya da biz plan yapsak destekçileriniz "plan yapmayın plan" deyip vururlar mı o çocukları...
Planımız barış komutanım, kurgusal ya da fantastik savaş planınıza karşı bizim planımız BARIŞ, ne olursa olsun BARIŞ...
Kerpiç ve karanlık evlerde korkmasın çocuklar diye, açtığınız havalandırma deliklerini onaracak, çocukluğumuzun parçalarını sokaklardan toplayıp kendimize, çocuklarımıza yepyeni bir gelecek yaratacak planımız BARIŞ...
Plan yapmayın bu saatten sonra komutanlarım, sökmez Hakkâri'mizde... Artık büyüdü çocuklarımız...


Bugün 15696 ziyaretçi (34389 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=