ANA SAYFA
İletişim
GALERİ
ZİYERETŞİ DEFTERİ
Elazığ Hakkında Bilgiler
KARİKATÜRLER-GÜLMEÇİZ
Elazığ Türküleri
KEPÇE ; DÜNYADAKİ YENİ KULAĞINIZ OLACAĞIZ
SAKLAMA
ANKETE KATIL MA
"Ülkesini en çok seven, işini en iyi yapandır."
DÖRT GÜVERCİN
ZARİK Lİ RESİMLER
TÜRKÜLERİN DİLİ
ACIYI BAL EYLEDİK Yıldırım Türker
seta picture
KÖYÜM
 

Elazığ Türküleri

Ahçik

Not: Bu Fotoğraflar Tamamen Harput.Net'e aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla yayınlanabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Harput.Net

 

Ah Öleydim                       
Yöresi     : Elazığ
Derleyen : Fatih Kısaparmak 
Söz          : 
 
Yarimin izindeyim
Dönmedim sözümdeyim
Maden arkada kaldı
Mehramaz düzündeyim
 
Ah öleydim öleydim
Seni nerden bulaydım
Senin yanı başında
Can vereydim kalaydım
 
Bakır Maden'e vardım
Köprü başında durdum
Çıktım Arpa meydana
Yar yar diye bağırdım
 
 
 
 
 
 
 
Ahçik
Yöresi     : Elazığ
Derleyen : Zülküf Altan  
Söz          : Zülküf Altan 
 
Ahçiği yolladım Urum eline
Eser bad-ı sabah zülfün teline
Gel seni götürem Harput eline
 
Serimi sevdaya salan o Ahçik
Aman o Ahçik civan o Ahçik
 
Vardım kiliseye baktım haçına
Gönlümü bağladım sırma saçına
Gel seni götürem islam içine
 
Serimi sevdaya salan o Ahçik
Aman o Ahçik civan o Ahçik
 
Vardım kiliseye haç suda döner
Ahçiği kaybettim yüreğim yanar
Ben dinen dönersem el beni kınar
 
Serimi sevdaya salan o Ahçik
Aman o Ahçik civan o Ahçik
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

Al Elmayı Daldan Al
Yöresi     : Elazığ
Derleyen : Vasfi Akyol  
Söz          : 
 
Al elmayı daldan al
Daldan alma benden al
Duydum gelin olisin
Dur ben ölim ondan ol
 
Uy Henno Henno Henno
Eller kınalı Henno
Gözler sürmeli Henno
 
Al elma dört olaydı
Yiyene dert olaydı
Al elmayı veren yar
Sözüne mert olaydı
 
Uy Henno Henno Henno
Eller kınalı Henno
Gözler sürmeli Henno
 
Elma versem almazsın
Sen almadan kanmazsın
Hangi bağın gülüsen
Karlar yağsa solmazsın
 
Uy Henno Henno Henno
Eller kınalı Henno
Gözler sürmeli Henno
 
Elma atışan kurban
Atıp tutuşan kurban
Alem de yol gidiyor
Senin yatışan kurban
 
Uy Henno Henno Henno
Eller kınalı Henno
Gözler sürmeli Henno
 
Al elmanın dördünü
Sev yiğidin merdini
Seversen bir güzel sev
Çekme çirkin kahrını
 
Uy Henno Henno Henno
Eller kınalı Henno
Gözler sürmeli Henno
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Amanın Vallahi
Yöresi     : Elazığ
Derleyen :  
Söz          : 
 
Bahçede miş miş
Sararıp yere düşmüş
Sevdiğim köylü kızı
Aklıma düşmüş
 
Amanım vallahi
Severim billahi
Çekerim silahi
Vururm tallahi
 
Bahçede bal var
Sende bir hal var
Anama yalvar
onda çok iş var
 
Öyledir öyle
Kız derdini söyle
Arayıpta bulamazsın
Gönlünü eyle
 
Bahçede iğde
dalları hep yerde
Sevdiğim küçük kızın
Gönlüde kimde
 
 
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aş Yedim Dilim Yandı
Yöresi     : Elazığ
Derleyen :  
Söz          : 
 
Aş Yedim Dilim Yandı
Döküldü kilim yandı
Ben kilimde değilem
Bahcada gülüm yandı
 
Aş yedim acım kibin
Yar dedim bacım kibin
Bahcanın katmer gülü
Başımın tacı kibin
 


 


Harput.Net

 

Tarih: 31.01.2003

Okunma : 370

Kategori : Turkulerimiz

 

Bahçeye İndim
Yöresi     : Elazığ
Derleyen : Vasfi Akyol  
Söz          : 
 
Bahçeye indim ki gülleri derem
Gül değil meramım yarimi görem
Yar orda ben burda ben nere gidem
 
(Bağlantı)
Ah yürü yürü yürü boynan dolanam
Sen uyu ben uykulardan uyanam
Senin hasretine nasıl dayanam
 
Bahçeye indim ki sıradır taşlar
Al yeşil giyinmiş selvi ağaçlar
İnsan sevdiğine canlar bağışlar
 
Bağlantı
 
Bahçeye indim ki taş bulamadım
Bir yüzük yaptırdım kaş bulamadım
Kendime münasip eş bulamadım
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

Boş Beşik
Yöresi     : Elazığ
Derleyen : Anonim 
Söz          : 
 
Bebek beni del'eyledi
Yaktı yaktı kül eyledi
Her kapıya kul eyledi
 
Bağlantı
 
Nenni nenni nenni nenni
Nenni nenni nenni nenni
Bebek oy
Dere olup taşamadım
Kader dağın aşamadım
Gelin olup yaşamadım
 
Bağlantı
 
Bebeğin beşiği çamdan
Su sızıyor yufka damdan
Kurtulur mu gelin gamdan
 
Bağlantı
 
Bebek gelini del'eyler
Yakar yüreğimi kül eyler
Hem ırgat hem de kul eyler
 
Bağlantı

 

 

Boş Beşik

Dağlar deyip başlıyalım. Yüce dağlar, koca dağlar, boy atıp bel veren dağlar.

Yaz gelende on dördünde bir güzel gibi salınıp giden, kış gelende yağmuruna karına meydan okuyan, yüce mi yüce, dost mu dost dağlar.

Kişioğluna elmidir ki anılmasın bu dağlar! Onun yaşamının dışındamıdır ki bilinmesin! Derdine dert katanmıdır ki sevilmesin haa!

İster boy verip başı göklere erişsin; Ağrı densin adına, ister her mevsimde başından duman eksilmesin; Palandöken diye anılsın. İsterse bir yanı deniz, bir yanı bağlık - bahçelik Toroslar olsun. Kimine geçim kaynağı, kimine yurt yeri, kimine mutluluk, kimine karacalı bir öyküdür dağlar... Sevda gibi, yar gibi, türkü olup dilden dile söylene gelen öykülü dağlar.

Benzer bir ela göz geline dağlar...
Öykümüzün geçtiği yer Toroslar.

Güneyin dantel kıyılarında yekinip, Hakkari'nin ayakucundan deli-dolu akıp giden Zap'a kadar varan, dert alıp, derman veren Toroslar...

Baharın ekinler çabuk göverir Toroslar'da. Haziran dedi mi kıyı kesiminin insanı öbek öbek Toros yaylalarını tutar ve Toros yaylalarının yörükleri yeni yeni otlaklar, yeni yeni su başları arar durur.
Çadırlar toplanır, güzeller düşer yüklü develerin peşine, yürü ha yürü yürü ha yürü. Elmalı'dan Gömbe'ye, Gömbe'den Seki'ye, Sekiden Çiçek dağı'na.

Bitip tükünmeyen yol, ardı - arkası gelmeyen göç; bıkmadan ve yorgunluğunu duymadan...

Derler ki, çok eski zamanlarda bir gün, bu yörük obalarından biri gelip Gömbe yakınında Yanıkhan yöresine konuklar.

Yanıkhanlıların önce pek canı sıkılır bu işe... Öyle ya, bir köyün hayvanı için yörenin otlağı az gelirken, buna bir de yörük obasının onca hayvanı ortak olursa can sıkılmaz mı buna? Sonra hayvan dediğin yazın yiyip kışın aç durmuyor ki... Kışı da var bunun.

Neyse, yine de yüzü yumuşak Yanıkhanlıların. Böyle düşünseler de pek bir şey demezler Kırobalılara. Zaten yörük obası da orda kalıcı değildir. Şöyle, yeni bir otlak buluncaya kadar konmuştur Yanıkhan yöresine. Sonra, onca bağdan bahçeden çıkanı kime satacaklar? Elbette rastladıkları yörüklere. Ama az, ama çok.

İşte Yanıkhanlı Fadime de yetim kardeşlerinin yiyeceği, asmadaki beş on salkımı keser, doldurup bir sepete vurur- gider yörük çadırlarına satmaya bir gün.. Nasıl satmasın ki, evin vergisinden tutun da üç yetimin yiyip içeceğine kadar her şey o'na bakıyor. Babası kuyu temizlerken boğulup ölmese, anasının ömrü yetseydi bu işler O'na kalır mıydı? O da el kızları gibi düğün bayramlarda giyinip-kuşanıp bir tek çeyizini çemenini düşünürdü. Ama neylesin ki hal böyle değil. Gerçi komşu oğlu Halil, hem babalık hem kardeşlik eden Fadime'ye ama, yine de Fadime düşünceli... Herşeye Halil koşsun ister mi? Zaten yeteri kadar yük oluyorlar O'na... İşte bunun içinde Halil şehre inince keser asmanın üzümlerini, varır gider yörük çadırlarına satmaya.

Çadırlara yaklaşınca bir ünler, iki ünler, ses yok! Derken, insanlardan önce köpekler duyup koşuşurlar sese. Fadimenin yüreği yekinir köpekleri görünce. Neyse ki çok geçmeden iki yandan, bunlar böyle kime sarar durur ki, diye çadırlardan çıkanlar olur da, kurtarırlar Fadime'yi. Sonra da yaşlı bir yörük kadını, alır çadırına götürür. Yörük beyinin çadırıdır burası.

Yaşlı kadın da karısı. Çadır da çadırdır. Sanki dayalı döşeli bir konak. Su içirir kadın önce Fadime'ye, korkusunu yensin diye... Sonra, şöyle biraz dinlenmesi için uzanmasını söyler. Bir ara çadırın kapısında bir genç görünür. Hemen doğrulur uzandığı yerden Fadime. Kıroba beyinin oğludur bu. Ve avdan dönmektedir. Çadırın kapısına vardığında bir de bakar ki delikanlı, güzellerden güzel bir kız. Hem de kendi çadırlarında. Anası oğlunun sormasına koymadan bir bir anlatır meseleyi.

Delikanlı da; bir yandan anasının anlattıklarını dinler ama, bir yandan kızdadır gözü. Baktıkça da yüreğinin başında şöyle bir kıpırdanma olur. Baktıkça bakası gelir. İster ki, hiç gitmesin bu Yanıkhan'lı güzel kız çadırlarından. Ama bir yandan da dayanamaz onun oracaktaki utanıp sıkılmasına iyi bir fiyatla alır üzümü, uğurlar Yanıkhan'a doğru kızı. Bir yandan da ünler ardından:

-Yine getir üzüm, olmaz mı?
-Olur, der Fadime der ya, beyin bakışlarından biraz ürktüğü için mi, yoksa bir an önce eve varıp yetim kardeşilerini doyurmak için midir nedir, koşar gibi gider Yanıkhan'a.

Fadime'nin bir sürü düşüncesi vardır. Evin algısı - vergisi, kardeşlerinin yiyip giyeceği, harman-hasat... Ya yörük beyinin oğlu net'sin. Yüreğindeki kıpırdanma bir küçücük köz olmuş, bu köz de büyümüş bir koskoca yanar olup çıkmıştır. Kime dert yansın? Anasına dese:

-Emmin kızına hanidir sözledim di ben seni, diyecek. Babasına dese:
-Töremizde yok dışardan kız almak bizim, deyip çıkacak. Kime ne desin? Bir gün böyle, üç gün böyle beş gün böyle...

Hayvanlar yakın çevrede doyunamayıp, yarı aç dönmeye başlarlar. Oba, Seki yaylasına göçecek. Ama yörük beyinin oğlu; ha bugün, ha yarın deyip geçiktirir durur göçü. Delikanlı bir açabilse anacığına derdini, bir razı edebilse Fadime'yi istemeye onları...

Bir süre bakar ki; bu iş öyle beklemekle olacak cinsten değil. Yüzün kızartıp varır anasına anlatır O'na herşeyi.

Ana bakar ki oğlunun hali hal değil, razı olur ve babasına açar meseleyi. Baba da toplar obanın ileri gelenlerini, fikirlerini sorar onların. Kabullenmeyip de ne edecekler Kıroba'nın ileri gelenleri böyle bir isteği. Delikanlı elden gitti - gider. Kabullenirler.

Hemen Yanıkhan imamına elçi gönderilir, istetilir Fadime. İmam duyunca şöyle bir düşünür." Fadime yetim. Halil bakıyor bakmasına ama, yine de yuvasını kurmalı" Sonra varır muhtara, anlatır olanı - biteni. O da Halil'e..

Halil genç... Halil hem Fadime'nin ağası, hem can yoldaşı. Yörükbeyinin oğlundaki yürek de; Halil'deki değil mi? Ama gel gör ki Halil bir kez "yetim" diye elini uzatmış onlara.

Tutup da diyebilir mi "Fadime benimle evlen", diye. Sonra; O eh dese bile el ne düşünür.

-Bak hele Halil'e kızda gözü varmış da onaymış yardımı, demez mi? İmamla muhtar, Halil'e:
-Sen Fadimenin hem kardeşisin, hem babası. Bu işe ne dersin? Kıroba beyinin oğlu ile evlenirse yokluğa tövbe eder fıkara, derler. Ne desin Halil:
-Fadime bilir. Yetim kişi kendi göbeğini kendi keser der, çıkar işin içinden. Ondan sonra Fadime de:
-Yok ben Halil'i isterim diyemez ya! Eh der... Ve uzatmayalım verilir Fadime.

Yörük Beyinoğlu sevinçli. Yörük Beyinin oğlu sabırsız. Ama Halil'in yüreğinin orta yerinde bir yara ki; kanar durur. Kimseciklere de, halim budur, diyemez.

Düğün hazırlıkları bir yandan başlaya dursun, bir yandan da eşe dosta okuntu salınır.

Yollar nice ırak olursa olsun dağ insanı komşudur, birbirine. Erzurum yaylarının yörüklerine değin salınır haber. Duyan gelir, duyan gelir ve bir hafta yenilir içilir, güreş tutulup cirit oynanır. Yarışlar sürer gider. Ve haftanın çarşambasında çeyizle birlikte yetim kardeşlerini gönderip, perşembesinde de Fadime'yi Kırobalılara gelin gönderirler Yanıkhanlılar.

Kişioğlunun alışamadığı şey var mıdır ki Fadime alışmasın gittiği yerin töresine. Oba da düğünün çoğuna kalmadan seki yaylasını, daha sonraki aylarda da yeni yeni yaylaları yurt tutar. Yanıkhan, oradaki arkadaşları, evi ve Halil çok gerilerde kalmıştır artık. Ve yüreğinin başında bir özlem olmuştur hepsi Fadime'nin.

Bir kız gelin olup da eşikten adımını attı mı, baba evini unutmalı derler. Zaten unutmasa net'sin Fadimecik. Böylece aylar, derken yıllar geçer. Yıllar geçer ya hala Fadime'nin çocuğu yoktur. Obadan sevinenler olur buna. Söz edenler olur Fadime'nin kısırlığını...

Ama hepsini içine atar Yanıkhan'lı yörük gelini. Sinesine çeker. Hatta kaynananın, kaynatanın bile yüzü değişir bir zaman sonra. Değişmese bile insana öyle gelir. Böylece gider zaman yedi yılı bulur. Evet, herkesin, Fadime daha çocuk sahibi olamaz, diye düşündüğü sırada, koskoca yedi yıl sonra çocuğa kalır Fadime.

Sonra da; güzel mi güzel, sağlıklı mı sağlıklı bir erkek çocuk dünyaya getirir. Kurtulur herkesin dilinden. Onca yıl kendini iğneleyenlere, nisbet yapanlara karşı durur mu Fadime gayrı. Bu kez o başlar.
Hele bir gün Elmalı yöresine göç kararlaştırınca, her göçte obanın önünden giden kara mayanın üstüne sarar beşiği. Ala kilime sardığı bebeğini de koyar beşiğe.

Devenin ipi elinde, göçün önünden yürümeye başlar. Sevinçten içi içine sığmaz Fadime'nin. Epey yol alırlar, yol mu koyar, yedi yılda bir bulunan bebeğin anasına? Elinde kara mayanın ipi ve kara mayanın üstünde ala kilime sarılı oğlu. Derken bir ormana girerler.

Toroslar'da yağmurun fırtınanın ne zaman geleceği belli olur mu? Bakmışsın karşı yakaya yağmur yağıyor, beri yakada bir kararma, bir fırtına alır yürür. İşte o ara öyle bir karanlık, öylesine bir fırtına sarıverir ki ortalığı. Gözgözü görmez olur. Karanlık sürdükçe ormandaki yol uzar.

Ananın aklı - fikri yavrusundadır. Bir karanlık dağılsa, bir fırtına bitse de kara mayayı çöktürüp, şöyle bağrına basa basa sevebilse yavrusunu.

Uzun bir süre sonra aydınlanır etraf. Zaten oba, ormanın bitimindeki konak yerine de varmıştır. Yükler bir bir indirilmeye başlar. Fadime kara mayayı çöktürür, yavrusunu alıp sevecek. Ama bakar ki, kara mayanın üstündeki beşik boş... Ala kilime sarılı yavrusu yok beşikte.

Ana deliye döner. Bütün obayı sarar kara haber. Dayı hemen atına atlayıp sürer gider ormana doğru bebeği aramaya. Ana yüreği bu. Durabilir mi Fadime? O da yaya düşer yola.

Derken emmi oğluyla doğru giderler orman boyunca gerisin geriye. Anasının gözü uçup gider kuzgunlarda. Ananın gözü dal uçlarındadır... Ve dudaklarında bir ağıt!

Elmalı'dan çıktım yayan

Bugün 10128 ziyaretçi (22265 klik) kişi burdaydı!