ANA SAYFA
İletişim
GALERİ
ZİYERETŞİ DEFTERİ
Elazığ Hakkında Bilgiler
KARİKATÜRLER-GÜLMEÇİZ
Elazığ Türküleri
KEPÇE ; DÜNYADAKİ YENİ KULAĞINIZ OLACAĞIZ
=> Laik hukuk ve cumhuriyet
=> Toplum baskısı
=> 'Ali topu Agop'a at!'
=> Hrant davasında savcılardan deliller saklanıyor
=> F tipinde
=> TUHAF BİR REFERANDUM
=> Can Dündar Ada tayyipp yakışıklı mı?
=> MEHMED UZUN
=> Can Dündar filler
=> Hayatımız zamanaşımı
=> Can Dündar Ada bahçede donla dolaşmak
=> Kaz Dağları
=> artık YETER
=> MUALLAK KILIÇ DEVRİ BAŞLADI ,ANAYASA MAHKEMESİNDE İLGİNÇ DÖNEM
=> Üzüm Üreticileri Fabrika Kuracak
=> Can Dündar Ada Askerler
=> rehineler
=> Sizi çok özleyeceğiz
=> Bahçesarayda Eğitim
=> Varoş Kralının İhtiyaç Listesi
=> SON DÜŞEN KALE
=> İNFAZLAR
=> samir amin yeni dünya düzeni hakkında
=> O Öldü! Hepimizin Gözü Aydın! (Aziz Nesin)
=> keklikler
=> AŞURA
=> DİNİN SAHİCİLİĞİ
=> on iki imam
=> MUHARREM MATEMİ VE MATEM ORUCU
=> NEWRUZ
=> 1 Mayıs 1977 Katliamı
SAKLAMA
ANKETE KATIL MA
"Ülkesini en çok seven, işini en iyi yapandır."
DÖRT GÜVERCİN
ZARİK Lİ RESİMLER
TÜRKÜLERİN DİLİ
ACIYI BAL EYLEDİK Yıldırım Türker
seta picture
KÖYÜM
 

'Ali topu Agop'a at!'

'Ali topu Agop'a at!'


Bir kitap geldi dün...
Kapağında "Ali topu Agop'a at" yazıyor. Bu, Hrant Dink'in günün birinde ilkokul kitaplarında okumayı umduğu cümleydi.
"İliklerime kadar Anadoluluyum" dediği şu topraklarda yok sayılmaktan dertlendiğinde "Ne var yani" derdi;
"...hep 'Ali topu Ayşe'ye at' diye yazan şu alfabede Ali bi gün de Agop'a atıverse şu topu..."
Katledilmesinden sonra açılan anı defterine, Asya adlı bir küçük kız bu cümleciği not etmişti; kanla yazılmış bir vasiyeti yerine getirir gibi...
"Ali topu Agop'a at!"
* * *
Hrant anısına çıkarılan kitap (Kırmızı, 2007), duruşmasının yapılacağı bugün piyasada olacak. Dostlarının, ailesinin onu anlattığı kitabı bir solukta okudum dün...
Ayşe Önal, çocuklarının suikast haberini nasıl aldığını yazmış.
Hrant'ın kızı Sera, Taksim'de arkadaşlarıyla dolaşıyormuş o gün... İçlerinden birinin telefonu çalmış. Açan kız, bembeyaz kesilmiş. Şöyle yazıyor Ayşe:
"Sera arkadaşını bembeyaz bırakan haberin aslında kendi hayatını sonsuza dek değiştireceğini hissetti. İçgüdüsel olarak eli kendi telefonuna gitti. Babasını aradı. Telefon olağan çalıyordu. Derin bir nefes aldı. Az sonra babası, numarasını görüp onu arayacaktı. Ama arkadaşları onu bir taksiye bindirip Agos'a götürdüler. Tuhaf bir kalabalık vardı Halaskârgazi Caddesi'nde... Yerde birisi yatıyordu. Kalabalıktan geçip Agos'a girebilse, babasına yerde yatanın kim olduğunu soracaktı.
Soramadı!"
* * *
Oğlu Arat, aynı dakikalarda Fındıklı'ya okuluna gidiyormuş. Telefonu çalmış:
"Baban vuruldu" demiş birisi...
Taksiyle hemen Osmanbey'e dönmüş.
"Tanrım, ne olur yaşıyor olsun" diye dua etmiş yol boyu...
Taksiden inerken yeniden çalmış telefonu:
Sera, "Babam öldü" diye haykırıyormuş.
* * *
Arat babasına konuşuyor kitapta:
"İlkokul çağımdayken bile arkadaşlarımın ağızlarını doldura doldura babalarından bahsetmelerinden hoşlanmazdım. Oysa senin hakkında anlatacak sağlam hikayelerim vardı. İçimden 'Ulan benim babam var ya, benim babam' diye düşünür, ama ağzıma getirmez, sıramı savardım. Bir oğlun babasını anlatmaktan daha iyi şeyler yapması gerektiğine inandım hep... Biliyorum ki sen de, babasını anlatan bir oğul olmamdan fazlasını isterdin, benim için... Oğullar babalarını yenmedikçe bir dünya nasıl ilerler? Katillerin aldıkları bir şey de çocukların, babalarını yenme hakkıdır."
Babasının kameralar karşısında gözyaşlarına hâkim olamadığı günü anlatıyor sonra:
"Başkaları gibi 'Maçayı dik tutmak lazım' diye düşünmeden, 'İşte babam' dedim o gün:
'...işte babam... çırılçıplak insan...'"
* * *
Bazı babalar yaşı geldiğinde oğullarını Karaköy'e götürürmüş ya...
"Sen beni hiç kerhaneye götürmedin" diyor Arat...
Hrant bir gün almış oğlunu, "Hadi yaşın geldi" deyip Türkiye'de her aydının yolunun düşeceği yere, Şişli Adliyesi'ne götürmüş.
"Hâlâ yargılanıyoruz" diyor Arat...
* * *
Ama bugün yargılayacak Hrant...
Biz, bir güvercine kıymaktan yargılanacağız hep birlikte...
Onu koruyamadığımız için, cenazesindeki barış havasını yaşatamadığımız için yargılanacağız. Resmi tarihçiler ırkçı bildirileriyle, katilleri övenler türküleriyle, telefon kaydındaki polisler sövgüleriyle yargılanacaklar.
Ne yapsalar ölmeyen "çırılçıplak insan" ise, upuzun yattığı yerden seslenecek:
"Bütün isteğim, alfabede yazacak bir kardeşlik cümlesiydi:
'Ali topu Agop'a at!'"

Bugün 15696 ziyaretçi (34368 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=